Tarikatlar: Din mi, alternatif dinler mi?

Bütün dinlerde değişik zamanlarda ve yerlerde ortaya çıkan farklı tarikatlar ve cemaatler bulunmaktadır. Müslüman tarihinde de sayısız tarikat mevcuttur.

İslam’ın kendisinden kaynaklanmayan tarikatlar, değişik zamanlarda insanların ritüellerini, hiyerarşisini, kurallarını ve liderliğini dizayn ettiği yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır.

İslam, bir tarikat değildir. Peygamber, bir şeyh olmadığı gibi, Kur’an da bir tarikat kitabı değildir. Tarikatlar, mezhepler ve cemaatlerin hiçbiri, ilahi ve kutsal bir niteliğe sahip değildirler.

Tarikatların, mezheplerin ve cemaatlerin hepsi insan icadı yapay oluşumlardır. Tarikat ve cemaatleri, insanın dizayn ettiği oluşumlar olarak konuşmak, tartışmak ve sorgulamak lazımdır.

Tarikatlar, kendilerini insan yapımı kurumlar olarak değil, ilahi ve kutsal nitelikte yapılar olarak sunmaktadırlar. Kutsal ve ilahi nitelikte olduklarını sunmak suretiyle tarikatlar, kendilerini sorgulanmaz, eleştirilmez ve dokunulmaz hale getirmektedirler.

Tarikatların hikmetinden sual olunamayacağı şeklinde tarikatları tabulaştıran ve kutsallaştıran anlayışın hiçbir dini, akli, ahlaki ve insani temeli bulunmamaktadır.

Tarikatların yaptığı her şeyden sual sorulması ve sorgulanması gerekmektedir, çünkü tarikatlar insan yapımıdır. Hiçbir insani yapının sorgulama dışı kalma şeklinde bir ayrıcalığa sahip olmadığını idrak etmeliyiz.

Tarikat olgusunu anlayabilmek için tarikatların kendilerini nasıl konumlandırdıklarının anlaşılması lazımdır. Tarikatlar, açık bir şekilde kendilerinin dinin kendisi olduğunu söylememektedirler.

Dinin kendisi olduğunu söylemeyen tarikatlar, aslında dinin içinde var olan alternatif dinlerdir. İslam açısından tarikatlara ne yer vardır, ne gerek vardır. Allah, insanlığa din olarak İslam’ı göndermiştir.

Allah’ın gönderdiği hiçbir tarikat olmadığı gibi, görevlendirdiği hiçbir şeyh de yoktur. Tarikatlar, İslam içinde olduklarını iddia ederek İslam’ın dışında kendilerine özgü ritüeller, kurallar, hiyerarşiler, müritlik ve şeyhlik pozisyonlarını icat etmişlerdir.

Tarikatlar, kendilerini din yerine koyan alternatif dinler şeklinde varlıklarını konumlandıran ve işlevselleştiren insani kurgulardır.

Allah, tevhit mesajını merkeze alan İslam’ı, insanlığa fıtrat dini olarak göndermiştir. Fıtrat dini olan İslam’da dini bir kurum, kilise, ruhban sınıfı, tarikat, mezhep, şeyh, mürit, kutup, gavs, müceddit gibi kurguların hiçbiri bulunmamaktadır.

Bütün tarikatlar, şeyhleriyle, ritüelleriyle ve ilişkileriyle din içinde uydurulmuş alternatif dinlerdir. Tarikatlar konusunda gerçek tarikat-sahte tarikat şeklinde bir ayırıma gerek olmadığı gibi, şeyhleri de sahte ve gerçek şeklinde ayırmaya gerek yoktur.

İstisnasız bir şekilde bütün tarikatlar, gerçek olmadığı gibi, bütün şeyhlerde gerçek değildirler. Bütün tarikatlar ve şeyhler, insan yapımı uydurmalardır.

Bütün tarikatların ve şeyhlerin, uydurmalar olduğu gerçeğinden hareketle onların yapıp ettiklerinin akıl, ahlak ve bilgi ışığında değerlendirilmesi ve sorgulanması gerekmektedir.

Bütün tarikatların insani kurgular olarak anlaşılması büyük önem taşımaktadır. İnsani kurgular olarak olan tarikatların hiçbiri, hakikatin temsilcisi, Allah’ın ve İslam’ın temsilcisi değildir.

Gerçek ve sahte tarikat ayırımında esas alınacak temel ölçü burada bulunmaktadır. Gerçek hakikatin, dinin ve Allah’ın temsilcisi ve sözcüsü olduğunu söyleyen bütün tarikatlar, sahte tarikatlardır.

Hakikatin ve İslam’ın mutlak temsilcisi olmadıklarını söyleyen, ancak bir grup insan tarafından hakikat hakkında yapılan bir kurgu olduklarının farkında olan ve bunu kabullenen tarikatlar, gerçek tarikatlardır.

Bir grup insanın kurgusu olduğunu kabul eden tarikatlar, her türlü yozlaşmaya, istismara ve çürümeye karşı kendilerini insanların sorgusuna açabilirler, insani aklın ve gelişimin önünde engel oluşturamayabilirler.

Allah, hiçbir insanı bir diğerinin kurtuluşunu dünyada ve ahirette sağlayacak kurtarıcı olarak tayin etmemiştir. Hiçbir tarikat ve şeyh, insanları dünyada ve ahirette kurtuluşa götürecek yapı ve otorite konumunda değildirler.

Tarikatların insani yapılar olarak görülmesi, tarikatları ve şeyhleri insanlar üstü ilahi kurtarıcılar şeklinde tehlikeli bir yanılsamaya ve yanılgıya kişilerin düşmesine engel olmaktadır.

Şeyh, müridini kurtaracak hiçbir güce ve ayrıcalığa sahip değildir. İnsanlar, tarikatları ve şeyhleri kurtarıcılar olarak değil,  bir azınlık grubunun kendi ihtiyaçlarına göre icat ettikleri yapay bir yol olarak değerlendirmelidirler.

Allah’ın huzurunda bir şeyhe mürit olmanın hiçbir değeri olmadığını, Allah’ın insanları bir şeyhe mürit yapmak şeklinde bir sorumluluk yüklemediğini hiçbir şekilde unutmamak lazımdır.

Allah, hiçbir insanın bir şeyhe mürit olmasını istememesine rağmen, tarikatlar, insanları şeyhe mürit yapmak için her türlü yolu ve formülü dizayn etmişlerdir.

Tarikat kurgusunda kişinin şeyhe bağlılığı, gassalın elindeki meyyit düzeyinde olmalıdır. Mürit, şeyhe mutlak bir şekilde teslim olmalıdır.

Şeyhin müridin aklına ve ruhuna hükmetmesi için rabıta denilen yol uydurulmuştur. Mürit, şeyhe mutlak olarak teslim olduğu düzeyde onun olgunlaştığı kabul edilmektedir.

İslam, Allah’a teslimiyeti ve kulluğu esas almaktadır. İslam, Allah dışında hiçbir insana gerekçesi ne olursa olsun teslim olmayı ve kulluk etmeyi, insanın ve Allah’ın inkarı olarak değerlendirmektedir.

Allah, insanları mürit olsunlar diye yaratmamıştır. İnsan, her işini akılla, ahlakla ve adaletle yapmalıdır. İnsan aklını körelten ve insanı şuursuzlaştıran her türlü yapı ve kişi, insanı şerre, şiddete, fanatizme ve çürümeye sevk etmektedir.

İnsana müritliğin dayatılması, bütün kötülüklerin kaynağıdır. Tarikatlar, şeyhi olmayanın şeyhinin şeytan olacağı iddiasıyla insanları tehdit etmektedirler.

Şeytani olan şey, bu kurgunun aksidir. Bir kişinin mürit, diğer bir kişinin ise şeyh olarak konumlandığı durum, rahmani ve insani bir durum değil, şeytani bir kötülüktür.

Tarikatların ve şeyhlerin en tehlikeli tarafı, bilinci, aklı ve kişiliği uyutan, körelten ve köleleştiren kötülük güçlerine dönüşebilmeleridir.

Kişi, hiçbir şeyhe aklını ve iradesini teslim ederek ve köleleşerek olgunlaşamaz, gelişemez ve yol alamaz. Kişiyi olgunlaştıracak, geliştirecek ve yol aldıracak şey, tevhit, akıl, bilgi ve çalışmadır.

İslam, insanı başkalarına mürit, köle ve kul yapan bütün yolları ve yapıları iptal etmiş ve kapatmıştır. İnsanın mürit olmaya ihtiyacı olmadığı gibi, şeyhlere ve tarikatlara gereksinimi de yoktur.

Hepimizin önünde aklını kullanan, ahlaklı yaşayan ve adaletten ayrılmayan olgun insanlar olmak için neler yapmamız gerektiği şeklinde büyük bir meydan okuma bulunmaktadır.

Tarikat problemini kısır polemiklerden uzak bir şekilde ahlaklı, akıllı ve adil insanlar olma bağlamında yeniden değerlendirmeye ihtiyaç vardır.

Prof. Dr. Bilal SAMBUR

 

Prof. Dr. Bilal SAMBUR

Next Post

Akılsız maneviyat olur mu?

Per Eyl 17 , 2020
Allah, insanı akıl eden ve hisseden bir varlık olarak yaratmıştır. Akıl ve kalp, insan varlığının iki asli temelidir. İnsanı akılla ve kalple donatan Allah, insanı en güzel şekilde (ahsen-i takvim) şekilde yaratmıştır. Aklın veya kalbin ihmali, en güzel şekilde yaratılan insanın hayatında krizlere ve kaosa neden olmaktadır. İnsan, aklıyla ve […]
%d blogcu bunu beğendi: