Dezenformasyon ile mücadele virüs ile mücadeleye benzer

Pandemi sayesinde en az üç yeni sözcük girdi hayatımıza; koronofobi, koronaya ve infodemi…

İlk iki sözcüğü psikologlara bırakıp üçüncüye göz atarsak dezenformasyon olarak adlandırılan bilgi kirliliğinin bu dönemde küresel bir salgına dönüşüp artık ‘infodemi’ olarak kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Hâl böyle olunca da, farklı platformlarda defalarca dile getirdiğimiz dezenformasyon ile mücadeleyi bir kez de pandemik düzeyde değerlendirmek mümkün.

Esasen infodeminin yayılımı da, mücadelesi de pandemi ile ciddi benzerlikler gösteriyor. Çünkü, bilgi akışının doğal yollardan sağlanamadığı günler dezenformasyonun yayılması açısından en ideal günlerdir. Tıpkı virüsler gibi dezenformasyon da bu gibi dönemlerde bir salgın olarak hızla yayılmayı başarır ve kısa bir süre içerisinde pandemik bir hâl alır. Bunun en güzel örneğine Çin’de virüsün yayılmaya başladığında ilk günlerde şahit olmuştuk. Çin’den sağlıklı bilgi akışı sağlanmadığı için tüm dünya da Çin merkezli olduğu iddia edilen fotoğraf ve görüntülerde insanların sokak ortasında aniden öldüğü ya da sokaklardan virüslü hastaların vurularak öldürüldüğü iddia ediliyordu.

O halde, pandemide olduğu gibi infodemi için de zamanlı ve hızlı müdahalenin önem arz ettiğini söyleyebiliriz! Diğer bir ifade ile, doğru ve güvenilir bilgi kaynaklarından veri akışının doğru zamanda ve doğru bir şekilde sağlanması sahte bilgilerin önünü kesebilecek ilk adım olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü, yetkililer tarafından yeterli bilgi sağlanamayan kriz dönemlerinde bilgi ihtiyacı karaborsadan yani kaynağı güvenilir olmayan dezenformasyon sağlayıcılarından karşılanıp kulaktan kulağa hızla yayılma riski taşıyor.

Virüs yayılmaya başladıktan yani dezenformasyon kitleler tarafından hızlı bir şekilde paylaşılmaya başladıktan itibaren ise çoğu zaman otoriteler tarafından doğru bilginin sunulmaya başlaması bile infodemiyi önleme açısından yeterli olamayabiliyor. O durumda en pratik çözüm olarak da kısıtlamalar başlıyor. Tıpkı virüse karşı alınan önlemlerde olduğu gibi kişilerin dezenformasyon ile teması engellenmeye çalışılıyor, dezenformasyon kaynağı olan platformlar dezenfekte ediliyor ve bilgi kirliliğinin en yaygın olduğu sosyal ağlara yönelik kısıtlama tedbirleri alınmaya başlıyor.

Süper bulaştırıcı yani sahte bilgileri en çok yayan sosyal medya hesapları ya da yazarlar göz altına alınıyor, hesaplarına erişim engelleri konuluyor. Dezenformasyon yayılmaya devam ediyorsa izolasyona yönelik erişimi kısıtlayıcı engeller yani sosyal ağlara ulaşım daha kapsamlı bir şekilde bloke ediliyor ya da yavaşlatılıyor. Hayati öneme sahip iletişim kanalları dışındakilere erişim konusunda ciddi tedbirler alınıyor ve karantina günleri de başlamış oluyor!

Tüm bu önlemleri ilk defa yaşamıyoruz, geçtiğimiz yıllarda terör, kalkışma ve deprem gibi olağanüstü durumların yaşandığı günlerde de tecrübe ettik. Beceremediğimiz şey ise dezenformasyon ile mücadeleyi otoritelere bırakmak yerine infodemiye karşı kendimizi ve çevremizdekileri koruyabilmek için salgınlarda olduğu gibi kendi izolasyonumuzu sağlayabilmek!

Son olarak infodemiye karşı başarılı olabilmek için almamız gereken belli başlı önlemleri de kısaca hatırlayalım. Öncelikle, sosyal ağlarda bizlere servis edilen her bilgiye inanmamamız, kaynağından ve doğruluğundan emin olmadığımız hiçbir bilgiyi diğerleri ile paylaşmamamız lazım ki dezenformasyon bu kadar hızlı bir şekilde yayılıp infodemiye dönüşmesin.

Kullanıcıların sosyal ağlarda kendilerine ulaşan bilgilerin doğruluğunu sorgulamaması genellikle bu bilgilerin güvendikleri kişilerden gelmiş olmasından kaynaklanıyor. Oysa ki gelen bilgilerin içerine bakıldığında rahatlıkla o bilgilerin doğru olmadığı anlaşılabilir. Şöyle ki, sosyal ağlarda yayılan asılsız paylaşımlar incelendiğinde çoğunun bazı belirgin karakteristiklere sahip olduğunu görebiliyoruz. Örneğin, bu tarz paylaşımlar içerisine serpiştirilen çok sayıda teknik jargon okuyucuların kafa bulandırıp kendilerine sunulan bilgiyi sorgulama ihtiyacı hissetmeden doğruymuş gibi algılamalarını sağlar.

Dezenformasyonun diğer belirgin özellikleri arasında ise saygın bir yetkili ya da akademisyenin imzası ile sunulması, iletişime geçmeyeceğiniz bilindiği için paylaşan kişiye aitmiş gibi görünen sahte e-posta ya da telefon numaraları eklenmesi ve Google’da arama yaptığınızda karşınıza çıkabilecek kısmen gerçek bilgiler ile süslenmesi yer alıyor.

Ayrıca, “bir arkadaşımdan duydum”, “bir akrabam orada çalışıyor” ya da “kesin bilgi” gibi ifadelerle başlaması, o bilginin çok gizli ve çok önemli olduğunun ve mutlaka yayılması gerektiğinin metnin içinde defalarca tekrarı da bu gibi paylaşımlarda ön plana çıkıyor. Bu tarz metinler dikkatle okunduğunda ise kullanılan dilin akademik bir dil olmaya çalışmasına rağmen yer yer konuşma diline kaydığı ve içerisinde çok sayıda yazım hatası bulundurduğu da görülebilecektir.

Son olarak infodeminin hızla yayılmasının en önemli sebeplerinden birisi de çabuk okunabilen, görsellerle süslü kısa paylaşımlar olmalarından kaynaklanmaktadır. O yüzden de sosyal medya kullanıcıları çoğu zaman bizlerin uzun uzun yazdığı uyarılar yerine infodemi kaynaklarının kısa ama ‘etkileyici’ paylaşımlarına pirim veriyorlar!..

Prof. Dr. Mustafa Zihni TUNCA

Next Post

Korona'lı Günlerde Gazetecilik

Paz Nis 12 , 2020
%d blogcu bunu beğendi: