Doğa Kolejlerinde Haczedilen Eğitim

Bir hastanenin elektriği suyu doğalgazı kesilebilir mi? Cihazları haczedilebilir mi? Ya da bir eğitim kurumu icralık olabilir mi? Bu iki hizmet alanı devletin sunduğu ayrıcalıklı iki kamusal hizmettir. Bunlar, özel sektör tarafından sunulmuş olsa da özel bir hizmet değildir. Devletin bilerek ve isteyerek boşalttığı bir kamusal alandaki ihtiyaçların giderilmesi suretiyle özel sektöre yetki devridir. Dolayısıyla bu hizmetin asıl sahibi bu alanın asıl hizmet sunumu devlete aittir. Devlet bu hizmetin yürütülmesinin bütün imkanlarını sağlamakla mükelleftir. Hizmetin sürekliliği ve güvencesi devlet tarafından verilmektedir.

Eğitim ve sağlık alanında yapılan her türlü yatırım ve harcamanın faydası nesiller boyu aktarılacak türdendir. O yüzdendir ki bu hizmet söz konusu olduğunda  her zaman devletin olaya müdahil olması, konuyu kontrolünde tutması ve belirli bir müfredat çerçevesinde süreci işletmesi beklenir. Hatta bu hizmetin karşılığında bireysel fayda edinilmesi söz konusu olsa bile yarı kamusal nitelikteki bu hizmeti vermesi ya da verdirmesi beklenir. İşte Milli Eğitim Bakanlığı’ndan sonra  en fazla kampüs, okul, öğrenci ve personele sahip Doğa Kolejleri ekonomik anlamda zor günler geçirmektedir.

Fakat eğitim sektörüne katılan yeni sermaye gruplarının hepsinin sektörle doğrudan bağlantılı olması, hatta eğitimin içinden gelen kişilerden oluşması da beklenemez. Okullar, haliyle inşaat gibi farklı alanlarda yatırımları da olan kişi ve gruplar tarafından da kurulmaya başlandı.  finansman ihtiyacı olduğunda da sermaye grubunun ortak fon havuzu paranın toplandığı yer oldu. İşler sarpa sarınca her yer birden kurudu… 

Devletin bu süreçte, yetki verme aşamasında bir takım taahhütler alması, teminatlar oluşturması beklenir. Sonuçta söz konusu olan  “ülkenin geleceği olan gençler” ile “yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” Sözünün muhatabı öğretmenlerdir.

Uzunca bir süredir ekonomik darboğazdan geçen ve çeşitli sıkıntıları ile duyulan Doğa Kolejleri de bunlardan birisidir. Öncelikle öğretmenler mağdurdur. Bilinen haliyle en az üç aydır, ücretlerini alamamaktadırlar. Şu dinamik hayat şartlarında üç aydır kirasını, taksitini, zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayan bir öğretmenin ruh halini düşünebiliyor musunuz? Yeni evlidir, borca girmiştir, işe yeni başlamış hayalleri vardır.. hastadır, ilaç alacaktır ya da hastası vardır, bakım gereklidir… “Önümüz kış” vs vs. Bunların hangi biri yönetilebilir bir şeydir?

Eğitim söz konusu olduğunda Türk halkı için akan sular durur. Son kuruşuna kadar fedakârlık yapılır. Anne babalar evlatlarının okul kaydını hemen hemen bir yıl öncesinden yaptırmaktadır.  Ödemelerinin çoğunu da yapmışlardır bile. Yani velilerin ödemelerini aksatması çok mümkün değildir. Dolayısıyla hizmet alan olarak öğrenci, yükümlülüğünü yerine getirmiştir. O halde okulların normal cari gideri olan personel maaşları nasıl ödenemez? Bugün öğretmen maaşları ödenemedi, yarın  elektrik –su – doğalgaz… ya sonra? Elektriği, suyu, doğalgazı kesilecek mi? ya da hangi okul haczedilmiştir? Sıraları icra marifetiyle alıp götürülen, sınıflardaki e-tahtaları sökülen, masaüstü diz üstü bilgisayarlarına el konulan bir okul düşünebiliyor musunuz?

124 kampüs, 82 bin öğrenci ve 13.500 personeli olan bir kurumdan söz ediyoruz.  Bahsi geçen kurumlar herhangi bir kurum değildir. Eğitim ve sağlık bütün dünyada özü itibariyle ayrıcalıklı iki hizmet alanıdır. Bunun birinci sorumluluğu şüphesiz devlettedir. Özel sektöre yetki devri yapıldıysa yine bunun garantörü devlettir.  Aksamalarda hissedilmeden çözüm ortaya koyması gereken, bunun önlemlerini alan ve bu konuda halkına da güvence vermesi gereken devlettir. Sonuçta toplumsal fayda üretmek derken, tam tersine toplumsal zarar  ortaya çıkmak üzeredir.

Öğretmenler sessizce seslerini duyurmaya çalışıyor. Öğretmenler fedakarca görevlerini yapmaya çalışıyor. Öğretmenler sorunlarını kendileri çözmeye çalışıyor… Ancak artık çözülemiyor. Hayalleri, umutları, hevesleri sermayedarların risk iştahlarına kurban edilmiştir. Kurumlar sahipsiz bırakılmıştır.

Ya öğrenciler?… Hergün öğretmenleri ile aynı stresi yaşayan ve hayatın acı gerçekleri ile henüz bu yaşta tanışan gencecik, tertemiz beyinlerin halini düşünebiliyor musunuz? Ya da okulda olan biteni anlayamadığı gibi oynadığı oyundan da vazgeçemeyen, küçücük anasınıfı çocuklarını düşünün bir de…

Bakınız, LGS gibi LYS gibi başarı sınavlarına girecek olan öğrencilerden hiç söz etmedik bile… Bu çocuklarımızın üzerinde yeterince stres varken bir de bu okul kapanması, icralık işlemler, mallara el konulması maaşlarını alamayan öğretmenleri ve istifa seçeneği ile yüzleşen kurum personelinin arasında kendi halini anlamasını mı bu durumlara ağlamasını mı  beklemeliyiz?

Öğretmenlerimizi kaybediyoruz. Öğrencilerimizi kaybediyoruz. Kurumlarımızı kaybediyoruz. Ne yeni nesil kalır bu gidişle ne de yeni nesil gibi bir eseri ortaya koyacak öğretmenler kalır!… Kurumlar değildir geleceği kuran: bilgidir, paylaşımdır, aktarımdır. Binaları tekrar yapmak, eşyaları tekrar satın almak mümkündür. Ancak hayaller, ümitler, hevesler, heyecanlar tüketilmeye gelmez.

Eğitim yetkisini devreden Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi kenarda durup olacakları gözlemlemek değildir. İnsiyatif alıp, sorumlu davranıp bu sorunu sessizce hissettirmeden çözmektir. Devlete düşen görev ve beklenen sorumlu davranış budur…

Prof. Dr. İbrahim Attila ACAR

Prof. Dr. İbrahim Attila ACAR

%d bloggers like this: