Türk Ordusu Kışladan Çıkarsa

Suriye operasyonu başladı. Allah şanlı ordumuza  gayret ve dirayet versin. Tez zamanda harekat başarıyla sonuç versin de hepsi, evine, yuvasına kavuşsun.

911 km’lik Suriye sınırı Türkiye için hassas özellikler taşımaktadır. Buradaki köylerin hemen hepsinin akrabası kardeşi, amcası, dayısı, yeğeni sınırın öte yanında yaşamaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın, Birinci Dünya Savaşı  esnasında 7. Ordu Komutanı iken, daha 1918’lerde Suriye cephesini Lazkiye, Han Şeyhun, Halep, Tel Rifat, Azez, El Bab, Cerablus ve Menbic’den geçen sınırları ve Fırat’ın doğusunu ‘milli savunma hattı’ olarak ilan etmesi manidardır.

30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandığında Suriye Cephesi komutanı olan Mustafa Kemal elbette bu bölgenin önem ve hassasiyetinden haberdardı. 28 Ocak 1920’de ilan edilen Misak-ı Milli’de, 18 Ocak 1919’daki Paris Barış Konferansı’nda ve hatta TBMM’nin 1921’deki oturumlarında bile haritalarımız içinde gösterilen Menbic, Halep, Azez, Han Şeyhun, Cerablus, İdlib ve Tel Rifat’tan Lozan Anlaşması ile vaz geçilmiştir.  Bu konuyu tarihçilere bırakarak devam edelim.

Fevzi Çakmak Paşa’nın da 14 Mayıs 1921 tarihli meclis konuşmasında  “Düşman kuvvetlerini Antep önlerinden dağıtmak için Rakka, Menbic ve El Bab taraflarından Halep’in doğu ve batı yönlerine kadar olan bölgeyi kontrol altına aldık” açıklamasında bulunması aslında güney hattının nasıl oluşturulacağına dikkat çekmektedir.

Osmanlı Mebuslar Meclisinin son toplantısında alınan Misak- Milli kararı  Kurtuluş Savaşımızın da başlangıcını ateşleyen bir karar olmuştur. Ve Kurtuluş Savaşı’nın o en can pazarı günlerinden bugüne,  hep bir Misak-ı Milli söylemi diri kalmıştır. O günkü yöneticiler de o günkü askerler de biliyorlardı ki sınırların güvenliği için en hayati hatlar bu şekilde belirlenmelidir.

Rusya Dışişleri Bakanı da “Bölgenin demografik yapısının değiştirilmek istenmesinin doğal sonucu olarak, Türkiye bölgeye müdahil olmuştur.” demektedir. Bu konuda Kürt ve Arap aşiretlerin de tepkisini çeken bu durumdan koalisyon güçlerinin, sorumlu olduğuna dikkat çekmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devreye soktuğu strateji 100 yıllık bir operasyonun devamı niteliğindedir. Bunun tekrar muhataplarına hatırlatılması gereği hasıl olmuştur. O dönem Fransız ve İngilizlere terk edilen Misak-ı Milli sınırları içinde yer alan savunma hatları yeniden güvenli hale getirilmektedir.

Türkiye ile ABD arasında 1947’de başlayan askeri anlaşmalar süreci bugünkü Suriye operasyonu ile devam etmektedir. 1964 yılında Kıbrıs’ın ateşten günlerden geçtiği günlerde Johnson Mektubu ile  “Bizim silahlarımızı kullanamazsınız.” İhtarından sonra başlatılan ambargo bir talihsizlik olmuştu. Devamında haşhaş üretiminin kısıtlanması, 1980 darbesini yapan “Onların Çocukları” ve sonrasında özellikle Körfez Savaşı döneminde, “Çekiç Güç” Irak ve Suriye ile ilgili ABD planlarını netleştirmiştir. Sonrasında bugünler yaşanmıştır.

2003’te yaşanan 1 Mart Teskeresi, talihsiz “Süleymaniye’de Çuval hadisesi” ve son olarak 15 Temmuz hain darbe girişiminde ABD yönetiminin ikircikli tutumu, kamuoyu ve hükümet nezdinde ABD ile ilgili soru işaretlerini beraberinde getirmiştir. Ancak harekat başarılı başlamıştır, sonu hayr olur inşallah.

Ekonomi böylesi dönemleri sevmez. Haliyle %10 kadar özellikle kurda bir dalgalanma olur ve sonrasında düzeltmeler görülecektir. Askerin görevini yaptığı bu dönemde herkesin sorumluluk içerisinde  vazifesini icra etmesi esastır. Hayat durmaz.

Prof. Dr. İbrahim Attila ACAR

Prof. Dr. İbrahim Attila ACAR

Next Post

Sosyal medya cephesi

Sun Oct 13 , 2019
Tıpkı kurtuluş savaşında olduğu gibi şu anda yine birden fazla cephede mücadele veriyoruz… Barış Pınarı Harekatı’ndan bahsettiğimi anlamışsınızdır. Bir yandan şanlı ordumuz karadan ve havadan teröristlere karşı ciddi bir mücadele verirken diğer tarafta terörle beslenen bir güruh her zaman olduğu gibi siyasi ve ekonomik kanallardan Türkiye’nin bu haklı mücadelesini baltalamaya […]

Benzer yazılar...

%d bloggers like this: