Kitap ve kütüphaneyle dirilmek

29 Mart – 4 Nisan tarihleri arası, Kütüphaneler Haftası olarak kabul edilmektedir. Kitap ve kütüphanenin önemini kavramak ve hayatlarımızda kitaba yer açmak için ciddi bir farkındalığın oluşması gerekmektedir. İnsanlık tecrübesinin ve kültürünün gelişmesi, korunması ve geleceğe taşınması için kitap ve kütüphaneyi en yüksek değer olarak anlamak lazımdır.

Kitap ve kütüphaneye hayatımızda yer açmak için, kitabı ve kütüphaneyi sevmeyi öğrenmeliyiz. “İnsanın bir şey öğrenebilmesi için her şeyden önce o şeyi sevmesi gerekir” diyen Goethe, önemli bir gerçeği ifade etmektedir. Kitabı ve kütüphaneyi sevmediğimiz için, öğrenmeyi, çalışmayı, düşünmeyi, bilgiye ve bilime değer vermeyi bilmiyoruz. Pandemi döneminde öğrenmemiz gereken en önemli şeylerin başında, kitabı ve kütüphaneyi sevmek gelmektedir. Kitabı ve kütüphaneyi sevmeyi öğrenmeden, sahici anlamda insani gelişimimizi gerçekleştirmek imkansızlık derecesinde zordur. Hayatımızda kitabın yokluğu, bütün kötülüklerin ve krizlerin kaynağını oluşturmaktadır.

Toplumumuz kitabı ve kütüphaneyi asli bir ihtiyaç olarak görmemektedir. Toplum, ihtiyaçlar sıralamasında kitabı 240. sıralara yerleştirmektedir. Kitap okumanın boş zamanlarda yapılan bir uğraş olduğuna dair yaygın bir yanılgı mevcuttur. Gençler, kütüphaneleri sadece sınava hazırlanmak için test çözebilecekleri uygun mekanlar olarak algılamaktadırlar. Kitap, bir boş zaman faaliyeti değildir. Kitap, 7/24 hayatımızda olması gereken bir değerdir. Hayatımızın her anında ve yerinde her fırsatta kitap okumanın asli bir faaliyet olduğunu idrak etmemiz lazımdır. Kütüphaneler, gideceğimiz yerler sıralamasında ilk sıralarda yer alması gereken bir kurumdur. “Kütüphane kurmanın, ibadethane kurmak kadar kutsal olduğunu” söyleyen Victor Hugo, kütüphanelerin ve kitabın insan için kutsallık düzeyinde vazgeçilmez olduğunu anlatmaktadır.

Kitap ve kütüphaneye zaman, emek ve sermaye ayırmalıyız. Hırsızlık ve yozlukla büyük rantlar elde edenlerin hayatlarında kitap ve kütüphane yoktur. Uyuşturucu, sefahat, suç, israf ve hırsızlık batağına düşenlerin en önemli özelliği, hayatları boyunca kitaptan ve kütüphaneden uzak olmalarıdır. Kitap ve kütüphaneden uzak olan insanların sanata, edebiyata, siyasete, ekonomiye, kültüre, ahlaka, maneviyata ve felsefeye katacakları hiçbir şey yoktur. Hayatlarında kitaba ve kütüphaneye yer olmayanların hırsızlıklarını, çürümüşlüklerini ve sefihliklerini okuyor, duyuyor ve takip ediyoruz. “Yetişen zekaları kitapla beslemeyen toplumların sonunun acı olacağını” söyleyen Ovidius’a kulak vermek lazımdır. Adalet, ahlak ve akılla donanmak için kitapları ve kütüphaneleri hayatlarının en önemli unsuru haline getiren insani bir yenilenmeye ihtiyaç vardır. İnsanı diriltecek kaynak, kitap ve kütüphanelerdir.

Kitap ve kütüphane, insanlık tecrübesinin ve belleğinin taşıyıcısıdırlar. Kitaplar ve kütüphaneler olmadan insanlığın mirasını koruması ve gelecek inşa etmesi mümkün değildir. Tarih boyunca karanlık ve şer güçlerin yıktığı ve yaktığı değerlerin başında kitap ve kütüphaneler gelmektedir. 1258 yılında Moğollar, Bağdat’taki kütüphanelerde bulunan el yazmalarını yaktılar. 1933 yılında Hitler rejimi, Almanya’nın bütün şehirlerinde yüz binlerce kitabı yaktı. Kitabı yakanlar, bir müddet sonra insanları fırınlarda yakacaklardı. Fernando Baez, Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi isimli eserinde kitap yakan ve kütüphane yıkan kirli ve kanlı güçlerin karanlık yüzünü anlatmaktadır. Heinrich Heine’nin 1821 yılında yapmış olduğu şu uyarıyı asla unutmamak lazımdır: “Kitap yakılan bir yerde sonunda insanları yakarlar.” İnsanlığın kimliğini, özgünlüğünü, hafızasını, kültürünü ve farklılığını ifade eden bütün kitaplar korunmalıdır. Özellikle bilim, felsefe, sanat ve din alanında yazılan kitaplara dokunulmamalıdır. Tarih boyunca din, felsefe ve bilim alanındaki kitapların daha çok yakıldığını ve yasaklandığını biliyoruz. İçeriği ne olursa olsun kitaba dokunmamak lazımdır. Kitaba dokunmak, insanı yakmanın en tehlikeli adımıdır. İnsanı korumak için kitabı ve kütüphaneyi korumak lazımdır.

Prof. Dr. Bilal SAMBUR

Prof. Dr. Bilal SAMBUR

Next Post

İletmek - İleti - İletişim

Cts Nis 3 , 2021
İnsan ilişiklerinin en temel bileşenlerinden olması gereken nezaketin günümüzde yok olmaya yüz tutarak az rastlanılan bir erdeme dönüştüğünü düşündüğümü ifade etmeye çalışmıştım geçen haftaki yazımda. Giderek dijital ortamlara kayan kişiler ve gruplar arası iletişim açısından durumun daha da vahim olduğunu düşünüyorum. Bilhassa sosyal ağlarda iletişim normlarının geleneksel nezaket kurallardan bir […]
%d blogcu bunu beğendi: