On Üçüncü Hicrî Asırda Afrikalı Bir Müslümanın Hac Seferi

On Üçüncü Hicrî Asırda Afrikalı Bir Müslümanın Hac Seferi

1209-1210/1794-1795 [1]

Sâdî

Sad.: Âdem EFE [2]

Afrika’daki İslâmiyeti araştırmak ve bu bu uğurda birçok önemli eserler yayınlamış olan Mösyö Pol (Paul) Martin (?), Fransızca Alem-i İslâm Mecmûası’nda (C. 43), Afrikalı bir Müslümanın yazdığı Mekke Seyahatnâmesi’nden bahsediyor. Yayınlanan Fransızca çevirisine göre Birâhima Ânifa Gidavu (?) namında bir murabıt (Kuzey Afrikalı), Büyük Sahra’nın güneybatısında bulunan Ovatala’dan (?) hac seferine çıkıyor ve en çetin bir yolu seçiyor; Büyük Sahra’yı önce enlem derecesi bakımından güneyden kuzeye yani Ovatala’dan Tev’ât’a (?) sonra boylam derecesine göre batıdan doğuya, Fizan’dan geçerek Kahire’ye kadar yol alıyor. Kahire’den Süveyş’e, oradan da sahili takip ederek Mekke’ye ulaşıyor (7 Zilhicce 1210/2 Haziran 1210/13 Haziran 1795 Pazartesi). Birâhima, Seyahatnâmesi’nde devamlı yolun uzunluğundan ve dayanılmaz, çekilmez olmasından şikâyet ediyor.

Mösyö Pol Martin diyor ki: “Sefernâme pek o kadar dikkat çekici değildir. Konakların ve isimleri zikrolunmayan kuyuların fihristinden ibarettir. Yazar seyahatini hangi şartlar altında gerçekleştirdiğini, arkadaşlarının ve yolda rastladığı mühim şahsiyetlerin kimlerden ibaret olduğunu söylememesi ve şâhidi bulunduğu olaylardan bahsetmemesi üzüntü vericidir.” Otala kadısı Muhammed Yahya’nın yüz sene sonra yazacağı merak uyandıran Sefernâme’ye hiçbir vecihle benzemiyor. Kadı Yahya, yolu üzerinde gözlemlediği her şeyle alakadâr olan aydın ve uyanık bir kişi idi. Birâhima’nın Tev’ât’a bitkin bir halde geldiği ve oradan itibaren sırf gayeye ulaşmak için sadece dini gayretle ve hiçbir şeye bakmaksızın yoluna devam ettiği anlaşılıyor.

Sefernâme, Medine’de son buluyor. Bu şehre Kuzey Afrikalı, 15 Muharrem 1210/21 Temmuz 1209/1 Ağustos 1795’te giriyor. Dönüşünde takip eylediği yol hakkında hiçbir bilgi yoktur.

Bu hac seferinin o devirde olağanüstü bir etki icra etmiş olması muhtemeldir. Zira Birâhima memleketine dönünce ismi değişiyor herkes kendisini el-Hacı namıyla yâd ediyor. Bundan başka halkın indinde el-hacı kelimesi özel bir anlam ifade etmeyen sıradan bir isim makamına geçiyor ve o, muhterem Kuzey Afrikalı şerefine, çocuklara isim olarak verilmeye başlıyor. Zamanın geçmesiyle bu nam Pol [3] unsurundan komşu Marta cemaatine geçiyor. İşte bu sebeptendir ki şimdikilerde Sokullu civarında el-Hacı ismi pek çoktur. Halbuki isim sahipleri asla hacca gitmemişlerdir.

Eser, Akur (Sokullu) Eyâleti Reisi Talib Ba İbni İsmail b. Muhammed el-Hacı’nın nezdinde korunmakta olup, 8×13 ebadında, sekiz kâğıttan ibarettir. Bir sureti Dakar Hükümeti Arab Hazine-i Evrâk’ında korunmaktadır.

***

**

*

[1] Bu çeviri yazı, Sâdî’nin Mahfil Mecmuası, Aded: 42, C. 4, Rebiulâhir 1342/1924, s. 101-102 arasında, Osmanlı Türkçesi’yle yayınlanan yazısının sadeleştirilmesi suretiyle hazırlanmıştır. Metin içindeki Rumî ve Miladî takvime dönüştürmeler tarafımızdan yapılmıştır. Ayrıca özel isimlerin okunmasında yanlışlıklar olabilir, (Yhn).

Mahfil Mecmuası 1338-1344/1920-1926) tarihleri arasında Tahir’ül Mevlevi (Mehmet Tahir Olgun) (1877-1951) tarafından 68 sayı olarak yayınlanmıştır. İslam’ın nef’ine hâdim makaleler maa’t-teşekkür kabul ve neşrolunur ibaresi dikkat çekicidir. Ayrıca yazanın şahsiyeti değil, yazının ehemmiyeti nazar-ı dikkate alınır ibaresi de oldukça manidardır. Dinî, ilmî, edebî, içtimaî, tarihî birçok makalenin yayınlandığı dergi, 1926 yılında 68. sayısı ile yayın hayatına veda etmiştir (Yhn).

[2] Prof. Dr.; SDÜ İİBF Öğr. Üyesi; e-posta: ademefe @sdu.edu.tr

[3] Araplarla Berberilerin ihtilâtından hâsıl olan kavim.

Ek:

 

Prof. Dr. Adem Efe

Next Post

Pandeminin dini yaşayış ve algımız üzerine etkileri

Çar May 20 , 2020