RAMAZAN HAKKINDA EDİBLERİMİZİN TAHASSÜSLERİNDEN

RAMAZAN HAKKINDA EDİBLERİMİZİN TAHASSÜSLERİNDEN [1]

Halid Fahri [2]

Yay. Haz.: Âdem EFE [3]

Ramazan-ı mübarek hakkında hislerimi soruyorsunuz. Bu hisler pek derindir. Fakat mümkün olabildiği kadar tahlis etmeliyim.

Ramazanın hâvi olduğu dini intibalar kadar öyle manevî diğer tesirleri de vardır ki bunu duymamak hiçbir Müslümana kâbil değildir. Ramazan bütün İslâmiyet âleminde kalpleri bir senenin meâsisinden uzaklaştıran ve herkesi bir tevhid noktası etrafında samimiyetle toplayan bir kuvvettir. Ben daha çocukken bunu hissetmiştim. Mini mini ellerimi dua etmek için ilk defa açmağa başladığım zamanlar sabırsızlıkla ramazanı beklerdim. Sanıyorum ki bu ay rüyalarımda gördüğüm cennetin hakikatte bir tecellisi idi. Ne zaman ki büyüdüm, hayatın ızdırapları ruhumda birikti: o, geçen ramazan gecelerinin hatırasını unutamadım. Cahillerin asırlardan beri hurafelere boğdukları, hakikati, mevcut dinlerin teavüne, şefkat ve ulviyet-i ruha en büyük timsâl-i mantıkisi olan dinimden sonra mukaddes bildiğim ne kadar şeyler var ki, bir ramazan gecesi ulu camilerimizin birinin nazenin minareleri arasında kurulmuş mahyalara dolarken hepsi ruhumda giryân bir hatıra halinde uyanıyor. Ramazan bana genç yaşta ölmüş annemi hatırlatır. O öldüğü zamanlar sekiz yaşında bir çocuktum. Fakat hayali gözlerimden bir dakika silinmedi. Tahripkâr bir hastalığın eritmiş olduğu bu çehreyi hâlâ görüyorum. Pek dindardı. Halsiz ve lerzân, her sabah kendisine pek az sonra bir ölüm döşeği olacağı yatağının yanına serilmiş seccadesinin üstünde onu namazını kılarken seyrederdim. Sonra ninem ve daha çocukluk hayatıma karışmış diğer sevgili mevcutlar-ki bugün hepsi siyah servi gölgesinde uykularını uyuyorlar-ramazanın bende yaşayan kudsi hatıralarının birer parçasıdır.

Aile yuvası o uzun ve çok zaman karlı gecelerin birleştirdiği hayaller ile dolu idi. Bugün seneler geçti. Hayatın fırtınaları beni sürükledi, sürükledi. Fakat çocukluk ramazanlarımın intibalarını kalbimden bir dakika bile silemedi. Şimdi ne zaman ramazan gelse ruhumda bir lerze-i kudsiyet uyandırıyor ve gözümde birkaç damla yaş ki benliğimin belki duyabileceğim en samimi bir tesirine iştirak ediyorum. Evet birkaç damla yaş ki üzerlerine ufak bir acı rüzgârları temas etmemiş. O kadar saf, o kadar samimi…

Minik Sözlük

giryân: ağlatıcı.

hâvi: içeren.

intiba: izlenim.

kâbil: olabilir, mümkün.

lerzân: titrek.

lerze: titreme.

meâsi: günah, kötülük.

tahassüs: duygulanma.

tahlis: özetleme.

teâvün: yardımlaşma.

[1] Bu çeviri yazı, Hâlid Fahri (OZANSOY)’nin İslâm Mecmûası, Yıl: 4, S. 45, 24 Ramazan 1335/14 Temmuz 1333/14 Temmuz 1917 tarihli nüshası, s. 1070-1071 arasında yayınlanan yazısının günümüz harflerine aktarılması ile oluşmuştur (Yhn).

[2] 2 Temmuz 1891 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen Halit Fahri Ozansoy, Bakırköy Rüştiyesi ve Galatasaray Lisesi’ni (Mekteb-i Sultanî) bitirdikten sonra 1916 yılında Muğla Lisesi’ne edebiyat öğretmeni oldu. Muğla ve Konya’da iki yıl kadar öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul’a gelen şair emekli oluncaya kadar İstanbul’da çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. İlk şiirleri lise öğrencisiyken Rübap ve Şebal dergilerinde yayınlanan Ozansoy, 1914-1918 yılları arasında aruz vezni ile yazdığı şiirleriyle adını duyurdu. Daha sonra “Aruza Veda” şiiriyle aruza veda ederek hece ölçüsüne ve yalın Türkçe’ye yöneldi. “Yeni Mecmua” çevresinde toplanan “Hecenin Beş Şairi” arasında yer alan şair Nedim adında bir de edebiyat dergisi çıkardı. Şiirleri Yarın, Hayat, Aydabir, Yarımay, Çınaraltı, Varlık, Servet-i Fünun, Uyanış, Hisar gibi dergilerde yayınlandı. Şiirlerinde hüzün ve melankoli gibi bireysel duyguları, aşk ve ölüm temalarını işleyen şair 1926-1943 yılları arasında Servet-i Fünun-Uyanış Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü de yaptı. Şiirin yanı sıra yayınlanmış romanları, tiyatro oyunları, anı kitapları ve tercümeleri de bulunan Ozansoy, 23 Şubat 1971 tarihinde İstanbul’da yaşama veda etti ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Eserlerinden Bazıları:

Şiir: Rüya (1912), Cenk Duyguları (1917), Efsaneler (1919), Gülistanlar ve Harabeler (1922), Balkonda Saatler (1931), Sulara Dalan Gözler (1936), Sonsuz Gecelerin Ötesinde (1964).

Roman: Sulara Giden Köprü (1939), Aşıklar Yolunun Yolcuları (1939).

Oyun: Baykuş (1916), Baykuş (1916, İlk Şair (1923), Sönen Kandiller (1928), 10 Yılın Destanı (1933), Nedim (1936), Hayalet (1936), Bir Dolaptır Dönüyor (1958) İki Yanda (1970).

Tercüme: R.U.R.-Alemşümul Suni Adamlar Fabrikası (1927), Jack (Alphonse Daudet).

Anı: Edebiyatçılar Geçiyor (1939), Edebiyatçılar Çevremde (Genişletilmiş baskı, 1970), Darülbedayi Devrinin Eski Günleri (1964), Eski İstanbul Ramazanları (1968).

Bkz. https://www.biyografya.com/biyografi/12049; http://www.xn--edebiyatgretmeni-twb.net/halit_fahri_ozansoy.htm /e. t. 29.04.2020, (Yhn).

[3] Süleyman Demirel Üniversitesi İİBF ÖÜ; e-posta: ademefe @sdu.edu.tr

Prof. Dr. Adem Efe

Next Post

JAPONYA’DA RAMAZAN-I ŞERİF

Per Nis 30 , 2020
JAPONYA’DA RAMAZAN-I ŞERİF [1] Hasan Fehmi Yay. Haz.: Âdem EFE [2] Bugünkü hayatımız bize mübarek ramazanın hulûlünü tebşir ediyor, ah ne mübarek günler ve ne büyük beşaretler ve ne kadar ulvî bir ruhâniyet! Lafza-i celâlde birleşen bütün âlem-i İslâm bugün bu mâh-ı gufrânda kâffesi aynı halde bulunacak herkes oruç tutarak […]
%d blogcu bunu beğendi: