RAMAZAN HATIRALARINDAN

RAMAZAN HATIRALARINDAN [1]

Hüseyin Ragıp [2]

Yay. Haz.: Âdem EFE [3]

Akşamüstü dersler bitince mektepten çıkar, deniz kenarında Arif’in Kıraathanesi’nde beni bekleyen babamın yanına giderdim. Onun Ramazan’da daima öteberi satın almak isteyen bir itiyadı vardı. Bunun için iftardan iki saat evvel çarşı boyundaki alış veriş sesleri arasına karışmaktan bir haz duyar ve alışveriş sırasında bir müşâvir gibi benim bulunmaklığımı isterdi.

Sebzeci, taze ve kuru yemişçi dükkânlarından, Ramazan pidesi çıkarılan fırına ve tatlıcı dükkânına kadar sırasıyla hepsi ziyaret olunur bütün bu ziyaretlerde, arkamızda bulunan küçük hamalın sırtındaki küfe gittikçe ağırlaşırdı.

Saat on birden sonra, evimize giden çift yoldan ikincisini takip ederek iftar masasına doğru yollanırdık. Babamın bu ikinci yolu tercihinin sebebi, yol üstündeki Hacı Derviş Tekkesi’nin kapısında iftar vaktini bekleyen Şeyh Efendi ile selamlaşmak arzusundan başka bir şeye atfedemiyordum.

Babam bir mahkeme reisi sıfatıyla ceza kanunu şerhlerini ne kadar çok dikkatle karıştırmışsa, midesine hürmetkâr bir adam merakıyla eski ve yeni yemek kitaplarını o kadar dikkatle araştırıp incelemiştir. Bu sebeple eve gelince üç dört saatten beri başlayan mutfak faaliyetinin derecesini anlamak için doğru mutfağa girerek işlere karışır ve aşçıların, boş ve aç midesinin derin sabır ve tevekkülü içinde vücuda getirdiği müstahzaratı teftiş ederdi; mutfağın idare ve mesuliyyetini deruhte eden annemin bu müdahaleden canı sıkıldığını, ince kaşları arasında beliren hafif kıvrıtışından; aşçının hoşnutsuzluğunu kaynayan çorba tenceresinin beyaz dumanlarına karışan yavaş mırıltılarından anlardım.

Babam taamın uzun sürmesini isterdi. Anneme bir misafir baskınına uğramadan yola çıkabilmek için hız ve sözü kısa kesmeye taraftardı. Sofradan kalktıktan sonra kolları çocuklu, elleri fenerli bir bölük kadın misafiri ya evin içinde yahut sokağın köşesinde karşılardık. Annemi bu tesadüflerin daima ikincisi memnun ederdi.

Geceleri üç hayat tarzından istediğimi seçmekte serbesttim. Bazen bir yere çıkmaz; akşam ezanını müteakip istila eden komşularla beraber kalır; birbirleriyle dehşetli çene yarışlarına girmiş; sarkık memelerine küçük çocuklar asılı kadınların nihayetsiz nutukları, saatlerce uyumayan yavrularının tükenmez feryat ü figanları, ince ve kalın perdeden muhtelif torun ninnileri arasında nihayet sersemleşerek, odama çıkar uyurdum.

Bazı geceler kardeşlerimle Karagöz’e giderdik. Bu muvaffâkiyet babamdan bir müsaade elde etmeye takılır ve kardeşimin Hacivat’a, Bekrî Mustafa’ya ait rolleri hayrete şâyân bir muvaffâkiyetle tahsil ve taklit etmesi yüzünden müsâadesi ekseriyâ esirgenmezdi.

Ramazan gecelerinin hatırımda en çok iz ve zevk bırakan demleri evimizde yirmi adım atarak ötedeki Hacı Derviş Tekkesi’ne zikre gittiğim zamanlardı; derin bir vecd ve istiğrak içinde tamamıyla kendilerinden geçen mahalle ihtiyarlarının bir ağızdan tekrar ettikleri “Allah… Allah” nidâları caminin yüksek ve sessiz kubbesinden uğultulu kalın akisler yapar ve bu akisler arasından bir ilahi halinde yükselen ince ve keskin sesin dalgaları ta evimize, annemin kulağına kadar giderdi.

[1] Bu çeviri-yazı, Hüseyin Ragıp (BAYDUR)’ın, İslâm Mecmûası, Yıl: 4, S. 54, 24 Ramazan 1335/14 Temmuz 1333/14 Temmuz 1917 tarihli nüshasının 13-15. sayfalarında Osmanlı Türkçesi’yle yayınlanan “Ramazan Hatıralarından” başlıklı yazısından hazırlanmıştır (Yhn).

[2] Gazeteci, diplomat (D. 1890, Rodos – Ö. 27 Şubat 1955). Mersin İstinaf Azalığı’ndan emekli Mehmed Galip Bey’in oğludur. İstanbul Darülfünu’nun Hukuk Şubesi’nden 1910 yılında mezun olduktan sonra, Sakız Sancağı Maarif Müfettişliği’ne, 1912’de İstanbul Sultanîsi Müdürlüğü’ne tayin edildi. Ertesi sene ayni vazifede terfi etmekle beraber bu vazifeye ilâveten Darülmuallimin-i Âliye Müdür Muavinliği’ne getirildi ve 1915’de Müdür Muavinliği’nden istifa ederek Türkçe muallimliğinde kalmıştır. Bir süre sonra Üsküdar Sultanîsi Müdürlüğü’ne, 1916’da Kadıköy Sultanîsi Müdürlüğü’ne, 1918’de Avrupa’daki Talebeler Müfettişliği’ne tayin edildi, sonra Ankara’ya geldi. 1919’dan sonra da kendisini tümüyle gazeteciliğe verdi. Basın-Yayın Genel Müdürü iken (1921) Hâkimiyeti Milliye (Ulus) gazetesinin yöneticiliğine getirildi. Günlük olarak yayımladığı bu gazetenin başyazarlığını yaptı. 1921 yılında Matbuat Umum Müdürlüğü’nün ardından Paris Mümessilliği Başkâtipliği’ne tayin olundu ve orada Maslahatgüzarlık ve Mümessillik vekâleti de yaptı. 1923’te Paris Mümessilliği Müsteşarlığı’na, 1924’de Bükreş Birinci Sınıf Elçiliği’ne, 1929’da Moskova Büyük Elçiliği’ne ve 1934’te de Roma Büyük Elçiliği’ne tayin olundu. 27 Şubat 1955 tarihinde vefat etmiştir. Geniş bilgi için bkz. Hakkı Devrim /Türkiye Ansiklopedisi 4 (1974), Genel Müdürlerimiz (byegm.gov.tr, 9.11.2015), https://www.biyografya.com/biyografi/17676 (e.t. 26.04.2020), (Yhn).

[3] Prof. Dr.; Süleyman Demirel Üniversitesi İİBF.; e-posta:ademefe @sdu.edu.tr

 

Prof. Dr. Adem Efe

Next Post

SABAH EZANINI DİNLERKEN

Pts Nis 27 , 2020
SABAH EZANINI DİNLERKEN [1] Semîha Cemâl Erguvânî [2] Yay. Haz.: Âdem EFE [3] Sabah ziyâları, yavaş yavaş çözülen taze, semen-bû saç demetleri gibi dağılıyor. Ezan sesleri şimdi sustu. Fakat hâlâ pür-ümit ve aşkla dolu gönüllerde büyük, vecd-kâr akisleri titriyor: “Yâ Hazreti Allah” Oh, bu bestenin ne nihâyetsiz, ne lütufkâr bir […]
%d blogcu bunu beğendi: