Rüzgar ve güneş enerjileri ne kadar çevre dostu?

Sürdürülebilir enerji kaynakları zannedildiği kadar çevre dostu mu? Son zamanlarda sıkça karşımıza çıkan bu soruyu da genel hatlarıyla inceledikten sonra sürdürülebilirlik ile ilgili yazılarımıza bir süreliğine ara vermek istiyorum.

Rüzgâr tribünleri ve güneş panelleri gibi giderek yaygınlaşan enerji kaynakları her ne kadar fosil yakıtlar ve nükleer enerji gibi alternatiflere göre oldukça temiz enerji kaynakları olsalar da, maalesef tamamen çevre dostu olduklarını söylemek güç.

Bu noktada bu sistemlerin çevresel etkilerini dört ana başlıkta incelemekte fayda var. Bunlar sırasıyla üretim, kurulum, operasyon ve dönüşüm aşamalarında çevreye olan etkiler.

Üretim aşaması çoğunlukla çok fazla dikkat çekmese de, ilgili sistemleri oluşturan hammadde ve diğer unsurların hangi şartlarda ve hangi malzemelerden üretildiğini ilgilendirdiği için önem arz ediyor. Ayrıca, son aşama olan ekonomik ömrü dolan sistemlerin geri dönüşümü aşamasında da üretim aşamasında kullanılan malzemelere göre dönüşüm gerçekleşeceği için sistemlerin bileşenlerini yakından tanımak gerekiyor.

Örneğin, güneş panelleri en basit haliyle cam ve metalden oluşuyor gibi görünse de, bileşenlere bakıldığında içerisinde kurşun, kadmiyum ve çok sayıda toksik madde barındırdığı biliniyor. Ayrıca bu sistemlerin temel bileşenlerini üretmek için gerekli olan doğal kaynaklar da onun ne kadar çevre dostu olduğunu anlayabilme açısından önem arz ediyor.

Örneğin, bir kaynakta, yaklaşık 250 ton ağırlığında bir tribünü oluşturan çelik ile tabana dökülen betonun imali için tüketilen kömürün 150 tonu bulduğu ifade ediliyor. Bu durumda, 10 tribünden oluşan bir tesis kurmak için 1500 ton fosil yakıt tüketildiği anlaşılıyor ki, bu rakama biraz sonra değerlendireceğimiz kurulum aşamasında kullanılan araçların kullandığı yakıtların dahil olmadığını hatırlatmak isterim…

Yeni nesil rüzgâr tribünlerinde şu anda halen kullanılıyor mu bilmiyorum ancak tribünlerin en önemli parçalarından olan neodimyum mıknatısların hammaddesi olan neodim elementinin madenlerden çıkartılması esnasında Çin’de yıllık yedi milyon ton toksik atık ortaya çıktığı ifade ediliyor! Çoğunluğu radyoaktif olan bu atıkların Çin’de su yollarına zarar verdiği de biliniyor.

Kurulum aşaması da çevreye zarar açısından değerlendirilmesi gereken aşamalar arasında. Çünkü, bir rüzgâr tribünü kurarken açılan olan yol, kesilen ağaçlar, tribünlerin temeline dökülen beton, inşa edilen diğer tesisler ve bu esnada çalışan kamyon vb. araçların kullandığı fosil yakıtlar sonucu çevreye verilen zararların tümünü hesaba almak gerekiyor.

Operasyon aşaması, yani bu sistemlerin enerji üretmeye başladığı aşamadan itibaren çevreye olan etkilerine gelince… Mutlaka duymuşsunuzdur, önceki yıllarda dünyanın en büyük güneş tarlasının oluşturulduğu California’da 300 bin panelin yaydığı ısıdan dolayı ölen kuşların sayısının 200 civarında farklı türden olmak üzere 30 binin üzerinde olduğu ifade ediliyor. Rüzgâr tribünleri ise sadece ABD’de bile başta yarasalar olmak üzere yılda 275 binin üzerinde kuşun ölümüne sebep olduğu biliniyor.

Rüzgâr tribünlerinin insanlar açısından sağlık sorunlarına yol açmadığı ifade edilse de, yöre halkları tarafından çıkardığı ses, oluşan hareketli gölgeler ve diğer sebeplerden dolayı çokça şikayetle karşılaşılıyor. Yerleşim birimlerine en az 300 metre mesafede kurulması gereken rüzgâr tribünlerinden çıkan sesin buzdolabı gürültüsünden fazla olmayacağı ifade edilse de bazı çevreci gruplar insan kulağının duymadığı frekanstaki ses dalgalarının çevre halkına çok sayıda sistematik etkisinin olduğunu iddia ediyor.

Son olarak ekonomik ömrünü dolduran bu enerji kaynaklarının geri dönüşüm aşamasına gelindiğinde tam bir keşmekeş yaşandığı anlaşılıyor. Çünkü, hemen hemen hiçbir ülkede bu kaynakların geri dönüşüm sürecine yönelik yasal olarak ciddi bir yaptırım bulunmuyor. Yaklaşık ömürleri 30 yılı geçmeyen bu sistemlerin barındırdığı toksik maddeler yüzünden geri dönüşümden geçirmek hem zahmetli hem de oldukça maliyetli.

2016 itibariyle güneş paneli atıklarının tüm dünyada 250 bin ton civarında olduğu ve bu rakamın 2050 yılına kadar 78 milyon tonun üzerine çıkacağı ifade ediliyor. Birleşmiş Milletler raporunda, gelişmiş ülkelerde bu atıkları geri dönüşüm için toplayan şirketlerin çok azının bu işi gerçekleştirdiği, kalanların ise gelişmemiş ülkelere e-atık olarak gönderdiği ya da tekrar kullanmak üzere illegal olarak sattığı ifade ediliyor!

Tüm dünyada atıklar konusunda ciddi sıkıntılar yaşanırken ülkemizde durum nedir bilmiyorum. Özellikle evlerde su ısıtmak için kullanılan ve günısı olarak adlandırılan güneş enerjili kolektör sistemlerine ait atıkların ne tür işlemden geçtiği konusu muamma! Bu konuda gelişmeleri zaman zaman paylaşmaya devam edeceğim.

Prof. Dr. Mustafa Zihni TUNCA

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *