Sevr Fobisi mi, S400 mü?

Türkiye, bir İmparatorluk bakiyesidir…  Sevr’den Lozan’a gelişin bedeli hala ödettirilmek istenmektedir. Yıllarca ülkenin üzerindeki bu Sevr tehdidi aşırı tedbir ve sinikliğe yol açmıştır. Küçücük bir beylikten imparatorluğa; oradan da batının bilim ve teknoloji alanındaki atılımlarına karşılık veremediği için ya tamamen reddiyeci ya da düşman ilan eden yapı çözümü,

karşı tarafı düşman ilan etmekte bulmuştur. Sonuçta Türkiye’deki bu sığıntı güvenlikçi yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı sonrası bütün kurumlarıyla batı kulübünde yer almaya kadar gitmiştir. Topraklarında gözü olan “Büyük Güçler” fobisi Türkiye’yi güvenlik beklentisinin zirvesi NATO’ya yöneltmiştir. Osmanlının son 300 yılındaki büyük toprak kayıpları ve hep bir geri çekilme korkusu bir “nereye kadar?” endişesini diri tutmaktadır. “Ver kurtul” şeklinde söyleniveren sloganlar da bir tür “Sevr Fobisi”nin (Sévresfobia) dışa vurumudur.

Türkiye’nin güvenliği sorununun Edirne – Kars hattı ile sınırlı olmadığı anlaşılmıştır.    Elek haline gelen sınırlardan, içeride tam güvenliği sağlayan Türkiye’ye geçişin bedeli ağır ödettirilmek istenmektedir. Şimdilerde Türkiye’ye giydirilmek istenen “deli gömleğinin” sıyrılıp atılması gerekmektedir. Dostlar ve dostluklar tartışılır olmuştur. Uluslararası ilişkilerinin bilinen en gerçek kuralı “dost yok çıkar vardır” işletilmektedir.. Özellikle Patriot bataryaları konusundaki tartışma ve ABD-Almanya-Hollanda bloğunun ikircikli tutumu, Türkiye’yi yeni arayışlara sevk etti. Sonuçta Rusya ile S400 anlaşması imzalandı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana askerimiz, ABD ve müttefikler tarafından eğitildi. Ortak silah ve savunma sistemleri geliştirildi. Türkiye‟nin de bir  “milli güvenlik” tanımının olabileceği müttefiklerce neredeyse hiç sorgulanmadı. Biçilen rol ise herhangi bir çatışma anında, neredeyse AB ve ABD’nin dostlarına zaman kazandıran bir ülke olmaktan öteye geçemedi. Kore de dahil Türkiye, pek çok samimiyet testinden geçmiş, zamanında NATO’nun güney kanat güvenliğini sağlamıştır.

Türkiye siyasi ve fiziki konumu gereği, sunduğu fırsatlar yanısıra riskler de içermektedir. Irak’ın Kuveyt’i işgali ve ardından yaşanan Körfez Savaşı,  Orta Doğu‟da barış sürecinin çökmesi gibi “cini lambadan çıkaran gelişmeler”  cehennemin kapılarını aralamıştır. Bir de Suriye ve Irak’ın bölünerek yeni devletlerin kurulma ihtimali güvensizliği tetiklemiştir. S400’ler konusundaki gelişmelerin sebebi biraz burada aranmalıdır. Çok karakışlar atlatan Türkiye, zamanında yediği “ayazı” unutmamaktadır.

Prof. Dr. İbrahim Attila ACAR

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *